Bugün 3 Temmuz 2009, Cuma
Hakkımızda    
Yaklaşımımız
Müşterilerimizden
 

Oriflame

Işığa Yürüyenler

Bu söyleşinin teması elbette insan olacak. Bir genel müdür olarak sizin ve şirketinizin insan kaynağı stratejilerine göz atmadan önce, kısaca şirketinizi tanıtabilir miyiz?

- Oriflame bildiğiniz gibi çok katlı pazarlama sistemi içinde yer alan, doğrudan satış yoluyla çalışan bir kozmetik firmasıdır. Çok katlı pazarlamadan kastedilen, sisteme üye herkesin kendi üyelerini, bir başka deyişle kendi insan kaynağını yaratmasıdır. Altınızda oluşturduğunuz ekipten ve bu ekibin geliştirilmesinden lider olarak siz sorumlusunuz. Bu, bir kişinin herhangi bir ürünü satıp para kazanmasına alternatif olarak, kendi gibi satanları da bulup sisteme getirmesinin üzerinden de bir kazanç sağlaması demektir. Çok katlı pazarlama sistemlerinin en önemli dayanağı, doğru ürünlerin, doğru bir fiyat dengesiyle pazara sunulması, dolayısıyla satışının kolay olabilmesidir. Oriflame'in marka olarak en önemli avantajı budur. Bunun dışında hızlı tüketilen ürünleri satıyoruz. Bunun içine moda gibi kavramlar da girdiği zaman, çok hızlı değişebilen, hemen her sezon yenilenen ve hanımların da sürekli ilgi alanında kalan ürünlerden bahsediyoruz. Bu durum, ürün satışını çok kolaylaştırıyor. Oriflame 10 yıldır Türkiye'de. Oriflame, kozmetik ve kişisel bakım alanında ürünler üreten, geliştiren, pazarlayan ve bunu da doğrudan satış dediğimiz satış danışmanları kanalıyla yapan bir kozmetik şirketidir.

Dünyadaki pozisyonundan biraz bahsedebilir miyiz?

- Dünyada büyük bir ağdan bahsediyoruz. Bu yıl Oriflame için yaşanmış en iyi yıl. Bu yıl itibariyle Oriflame'nin kozmetikte en hızlı büyüyen şirket olduğunu söyleyebilirim. Yaklaşık 57 ülkede yerleşik durumdayız. Bir milyondan fazla aktif danışmanımız var. Aktif danışmanları son bir ay içerisinde satış yapmış kişiler olarak tanımlayabiliriz. 1 milyon aktif danışmanın veri tabanımızda kayıtlı olduğu, onların neler yaptığını takip edebildiğimiz bir sistemden bahsediyoruz. Bir milyon aktif satış danışmanı demek, markaya son derece bağlı, belki de o markadan başka marka kullanmayan, son derece sadık bir tüketici kitlemiz var demektir.

Organizasyon sanki tamamen bir satış şirketi gibi duruyor ama çok ciddi bir insan kaynağı var. Oriflame bu insan kaynağına nasıl bakıyor, bununla ilgili temel stratejileri neler, ne tür taktikler uyguluyor?

- Her bir ülkede binlerce danışmanımız var ve bizim satışımızı, sadece ürünlerle ilgili değil, sistemle ilgili satışımızı da bu kişiler gerçekleştiriyor. Bu noktada doğal olarak en iyilerini sistemin içine çekme, geliştirme, iyi yönlendirme ve en iyi sonuca en çabuk ulaşma gibi hedeflerimiz var. Ama bildiğimiz uygulamanın içinde yer alan, insanları işe alırken öngördüğünüz kıstaslar bizde, satış gücümüz açısından, yok.

Dolayısıyla istediği sürece herkes bu sisteme kayıt olabilir. Sadece 16 yaşını geçmiş olması gerekli. Böyle olunca herhangi bir ön eleme söz konusu değil. Bizim işimiz kayıt olma noktasından sonra başlıyor. Sistem en doğru öyle işliyor zaten. Kayıt aşamasından sonra başka bir süreç başlıyor. O noktada doğal olarak bizim o kişilerden beklentilerimizi çok iyi ortaya koyabilmemiz gerekli, onların buna uygun olarak yaşam şartları var mı, kendilerini nasıl daha fazla eğitirler, geliştirirler gibi konularda sürekli bir eğitim süreci başlıyor. Eğitim süreciyle birlikte insanların kendilerini aşma hali ortaya çıkıyor. Herkeste bunun ortaya çıktığını söyleyemeyiz ama bazılarında öyle bir noktaya geliyor ki , hayallerinde bile sahip olamayacakları, binlerce kişilik, iyi iletişim kurabildikleri bir ekibe sahip oluyorlar. Bu kişileri eğitilerek sadece kendileri kazanmakla kalmıyor kazanma fırsatını da sunmuş ve nasıl olacağını öğretmiş oluyorlar. İnsanı en çok heyecanlandıran da bu nokta. İnsan kaynaklarının da bu boyutu çok önemli.

Satış gücümüz açısından işe başlarken herhangi bir ön eleme yapamıyoruz ama bir şekilde bu işe girmiş olan kişilere en iyi rehberliği ve eğitimi yapmak durumundayız. Satış gücümüze bu rehberliği yapabilmemiz için, bizim de şirket içinde donanımlı olmamız gerekli ki, özümsediğimiz konuları satış danışmanlarımıza da uyguluyor olalım. Biz kendimizi onlarla ya da yüzlerle ifade edebiliriz ama diğer tarafta binlerle ifade edilen insanı eğitmeyi ve birebir uygulamayı hayata geçirmeye çalışıyoruz. İşin en kritik noktası bu olduğu için bu yıl PricewaterhouseCoopers İnsan Kaynakları Danışmanlığı ile "Başarı Bir Işıktır" projesini başlattık.

Bu projenin amacı binlerce kişilik satış gücümüze en iyi danışmanlığı, rehberliği yapabilecek kadroyu yaratmak, eğitmek, onların ihtiyaçlarını anlayıp, kendi elemanlarımızı da donanımlı kılıp sahaya yansıtabilmek. Şu ana kadar, daha çok insanlara bağımlı olan bir düzenden bahsediyorduk, şimdi bir sisteme oturmasından bahsediyoruz. 'Başarı bir ışıktır' çerçevesinde bizim yapımızın, işlerin tanımlanması, insanlara yönelik değerlendirmelerin yapılması, başta performans ve ücret yönetimi olmak üzere İK süreçlerinin sistematik yürütülmesine yönelik çalışmaları PwC ile birlikte yürütüyoruz. Başlattığımız süreç gayet iyi gidiyor. Geçmekte olduğumuz aşamalar bizim için de yeni. Onun için PwC kanalıyla birtakım öngörüleri alıp, daha önce yaşanmış deneyimleri kendi bünyemize katıyoruz ve birlikte İK sistemlerini daha doğru oturtacağımıza inanıyoruz, ondan sonrası uygulama olarak bizim tarafımızdan yürütülecek. Projenin adı çok anlamlı bana göre, çünkü gerçekten başarı bir ışıktır ve birlikte ışığa doğru yürüyoruz.

Bu kadar insanla hareket eden bir organizasyonda önceliğiniz şirketinizi ve ürünlerinizi ne kadar iyi temsil ettikleri midir?

- En önemli şey heyecan ve inanç. Bunun bir fırsat olduğunun bilincinde olan bir insanın buraya inanarak ne kadar çok insan çekebileceği aşikar. Dolayısıyla ilk nokta ürüne inanmaktan çok "Bu şirket bir fırsat sunuyor" inancına sahip olmasıdır. Ürünler tabii ki çok önemli bir araç. Ürünler, fiyatlandırma, sistem son derece doğru. Bunların hepsi doğru gelişince, ne kadar çok inançlı insan olursa o kadar iyi oluyor. Öğrenmeye, başarmaya çok istekli oluyorlar, işlerini sahipleniyorlar.

Türk insanı açısından baktığımızda standart ofis düzeni dışındaki çalışma ortamı bizim çok alışık olmadığımız ve disipline edemediğimiz bir şeymiş gibi geliyor. Bizim kültürümüzle bu bahsettiğiniz yapı ne kadar örtüşüyor?

- Bu yüzden heyecan ve inanç noktası çok kritik. Bir kere bu yola girdiğinizde artık o yoldan dönmeniz mümkün değil. Size inanıp da bu işe girmiş olan insanların sayısı arttıkça, evinizden her şeyi koordine edebilir hale geliyorsunuz. O zaman o kadar çok şeyi yapmaya başlayabiliyorsunuz ki sınır koyabilmek problem haline gelebiliyor. Etrafınızdaki yüzlerce insan sizi çekmeye başlıyor. Artık siz bir modelsiniz. Kaçınılmaz lidersiniz. O noktadan sonra kendini bu işe tutkuyla adamış bir hale geliyorsunuz.

"Sevdiğiniz bir iş seçerseniz ömrünüz boyunca hiç çalışmamış olursunuz." diye bir söz okumuştum. Galiba sizin ekibiniz de böyle. İnsanları bu kaynağa motive etmek için daha fazla para kazanmaları ya da organizasyonda yönettikleri kişi sayısının artması mı daha önemli?

- Aslında insanlar bu işe para kazanmak için giriyorlar. Bu çok net. Ama bu işte kalmalarının nedeni sosyalleşme. Kendilerini yalnız hissettiklerinde sistemden çıkıyorlar. Eğer bir şekilde ilgi görmemiş, destek alamamışsa, danışmanın sistemden çıkma ihtimali çok yüksek. Yaptıklarının fark edilmesi ve fark edilmeyle birlikte bir grubun içine girmesi ise, kalması için en büyük neden haline geliyor. Oriflame'in sunduğu kazanç sadece para kazanmaktan ziyade, sosyalleşme, kişisel gelişim ve de liderlik potansiyelini ortaya çıkarma fırsatı.

Organizasyonunuzun çok büyük kısmı hanımlardan oluşuyor sanırım. Yöneticilerin içinde erkek var mı?

- Satış gücümüzün %99'u hanımlardan oluşuyor. Bunun dışında satış müdürümüz, operasyon müdürümüz, hizmet noktalarımızda bulunan personelimizin yaklaşık %30'u erkek.

Hizmet Noktaları lojistiği mi sağlıyorlar?

- Aslında buluşmayı sağlıyorlar. Danışmanların, liderlerin, direktörlerin ve bizlerin biraraya gelebildiği noktalar olarak görev yapıyorlar ama onun dışında lojistik görevleri de var tabii ki. Hizmet noktalarımızı da, tıpkı Zincirlikuyu'daki yeni taşındığımız genel merkezimiz gibi, Oriflame markasına yakışır, insanların biraraya gelmekten mutluluk duyacağı bir şekilde değerlendireceğiz. Ama bütün Türkiye'ye lojistik anlamında 10 noktayla yetmek mümkün değil. Evlere dönük bir iş yaptığımız için kargoyu çok kullanıyoruz.

Ayşe Geçalp'in bir günü nasıl geçiyor, bunun ardından insan kaynaklarıyla ya da bu projeyle ilgili rolünüz nedir?

- Düzenli olarak her ay direktörlerle buluştuğumuz özel günlerimiz var. Bu da hemen hemen bütün şehirlerde ayda bir kez gerçekleşiyor. Ben de her ay mutlaka 2-3 tanesine katılmaya çalışıyorum. Bu benim için çok önemli. Her an her dakika sahanın nabzını tutan danışmanlarımızla bir araya geliyor olmaktan mutluluk duyuyorum, ayrıca çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Onun dışında kendi toplantıları ya da birlikte yaptığımız özel aktiviteler için buraya gelen direktörlerimizi görmek planlı olmasa da çok önemli. Bu benim beslenme şeklim gibi bir şey oldu. Çünkü çok büyük bir enerji alıyorum onlardan. Onun dışında içerdeki yapılanma ve performans, ücret yönetimi gibi bazı İK süreçlerini iyileştirmeye yönelik olarak az önce açıkladığım PwC işbirliğiyle yürütülen 'Başarı bir Işıktır' çalışması var. Proje Sponsoru olarak zamanımın bir kısmını, özellikle alternatif ve sonuç değerlendirmede, bu proje için kullanıyorum. Bunun dışında, planlama, tanımlama, önümüzdeki birkaç yılın bütçelenmesi gibi işlerle de uğraşmaktayım. Tüm bu birbirinden bağımsız yürütülmesi gereken işlerle ilgili bir denge kurmaya çalışıyorum.

Bizim işimizde enteresan bir durum var. Bir şeyi uygulamaya koyduğunuzda, arada birileri olmadığı için 24-48 saat içinde iyi ya da kötü geri dönüş alabiliyorsunuz. Örneğin yeni bir ürünü lanse ettiğinizde bir hafta içinde o ürünün nasıl gideceği ile ilgili her şey belli oluyor. Bu açıdan doğrudan sonuçları kısa zamanda görmeniz ve de etkilerden çok kısa sürede haberiniz olması mümkün.

Aslında satış gücünüzün hepsi de birer Oriflame kullanıcısı. Ve kendi kişisel kredilerini kullanarak satış yapıyorlar. İnsan sayısı açısından Türkiye'deki en büyük işverenlerden biri gibisiniz. Bordrolu değiller belki ama istihdam yaratma olarak bakabilir miyiz?

- Şu anda kriz döneminde bu çok daha önemli. Kazanç sağlama olasılığı ve bir fırsat var çünkü. Bu açıdan standart işlerin ötesinde artı gelir var. Üstelik isteyene de ilerleme ve de kendi takımlarını kurarak kariyer elde etme fırsatı da tanıyoruz.

Üye olmak isteyen herkesi kabul etmek hem iyi hem kötü. Bundan önceki iş tecrübelerinizde sizin ihtiyacınızı karşılayacağına inandığınız, belirli niteliklere sahip insanları alıyordunuz. Belki onlara sistemi, ürünü, yapacağı işi anlatmak ve geri dönüş almak daha kolaydı. Bir tarafta siz seçtiniz, doğru insanlardı, bir tarafta da isteyen herkes gelip bir şeyler yapmaya çalışıyor. Karşılaştırmak gerekirse hangisiyle daha mutlusunuz ya da hangisiyle ne tür sorunlar var?

- İşe alım sürecinde sorumluluk her zaman her iki tarafa da aittir. Aday olan insan da aynı şekilde işi ve beklenenleri anlamak, kendini en iyi bilen taraf olarak da o işe doğru aday mı değil mi noktasında en doğru değerlendirmeyi yapma sorumluluğunu almak durumundadır... Böyle bakarsak sorumluluk sadece işe alanda değil paylaşılmış durumdadır. Bizde de durum farklı değil. Kişi eğer ilgiliyse ve bu işi yapmak istiyor veya en azından denemeye hazırsa, hemen kayıt olup başlayabilir. Buradaki önemli fark, kimse onun doğru bir aday olup olmadığına dair bir önelemeye tabi tutmaz. Ve

Danışman kayıt olduktan sonra ya kariyer basamaklarının en üstüne doğru gidebilir ya da çok büyük bir varlık göstermeden ama sadık bir tüketici olarak sistemde kalabilir. Ancak, alışageldiğimiz organizasyonlarda, işe alınan kişi performans beklentilerini karşılamıyorsa, tolere edilebilmesi çok güçtür. Mutlaka ikame edilmesi gerekir. Bizde ise doğru adayın, tüm kayıtların belli bir yüzdesiyle oluşacağı varsayıldığı için sürekli kayıt devam eder. Biz tek bir pozisyonu doldurmaya çalışmıyoruz. Ne kadar çok kayıt, o kadar çok doğru aday gibi bir mantığımız var. Bu da tabii büyük bir esneklik ve fırsat eşitliği sağlıyor.

Oriflame ürünlerinin satışı, satış danışmanlarınızın ne kadarının ilk işi? Böyle bir istatistik var mı?

- Hatta sadece ilk değil, tek işi. Bizim kariyer planımız içinde epey yol almış kişiler için geçerli ki o yola giren ya da o ünvanlara ulaşanlar başka bir işleri olsa da bırakıyorlar. İlk işlerini bilmiyorum ama şu anda direktörlerin %95'inden fazlası ek işi olmaksızın bizim işimizle uğraşıyor.

Oriflame'in bir insan kaynağı stratejisi vardı, sizin gözlemleriniz oldu ve bununla beraber de "Başarı Bir Işıktır" projesi başladı. Ne tür tecrübe ve gözlemlerden sonra böyle bir proje başladı ve nereye vardırmak istiyorsunuz?

- Direktörlerle yaptığımız araştırmanın sonuçlarına göre daha çok eğitim vermemizi, yönlendirmemizi, hedef koymamızı, takip etmemizi ve daha çok destek olmamızı içeren talepler vardı. Bunlar, eğitim programının yenilenmesi, yeni bir takip sisteminin kurulması gibi çalışmaların başlangıcı oldu. Aynı şekilde kendi çalışanlarımızla yaptığımız araştırmada da buna benzer sonuçlar geldi. Şubelerden birinde özellikle ay sonuna doğru çalışmalar yoğunlaştığında danışmanlarımız çalışanlar aç kalmasın diye evlerinden kurabiye getiriyorlar. Bu, çalışanın danışmanı, danışmanın çalışanı sahiplenmesi dolayısıyla Oriflame markasının inanılmaz şekilde sahiplenilmesini ortaya çıkarıyor. Çok değerli çalışanlarımız var ve her iki tarafın da kazanabilmesi için kurgulamamız gereken insana yatırım adı altında yapılması gerekenler var. Ama önce bunların hepsinin kayda alınması, bir sistemin geliştirilmesi ve bizim de bunlarla ilgili ne yapacağımızı önden taahhüt edip, çalışanlarımızla birlikte bu taahhütü gerçekleştiriyor olmamız gerekli. Bütün bunları da satış danışmanlarımıza daha iyi rehberlik yapabilmek için yapıyoruz elbette. Çalışanın yöneticiyle kurduğu bir ilişki var ama yöneticinin hayat boyu orada olacağı garantisi yok. Veya tam tersi. Dolayısıyla insanın insana bağımlı olduğu bir durumdan çıkaracak bir sistem kurmayı hedefledik.

Bizim misyonumuz herkese eşit fırsat sunmak. Ama bunu yaparken de çalışanımız için de, tüketicimiz için de, satış danışmanımız için de ilk tercih olmak gibi bir vizyonumuz var. Hatta üniversiteden mezun olan insanların aklına gelecek ilk üç şirketten biri olmayı hedefliyoruz. "Başarı Bir Işıktır" projesi buradan yola çıktı. Satış danışmanlarının, daha sonra çalışanların ihtiyaçları, ihtiyaçların ne şekilde karşılanacağının kurgulanması bu arada şirketin nereye gitmek istediği, neyi gerçekleştirmek istediği bunun için de doğru insan kaynaklarını nasıl bir araya getireceği, nasıl birarada tutacağı, nasıl geliştireceği noktasından hareketle çıktı.

Projede ne aşamadasınız?

- Burada bir değişimi gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Gitmek istediğimiz yere, hepimiz gitmek istiyor olsak da arada bir süreç var ki hep bildiğimiz şeylerden farklı bir şeyleri yapmak gerekiyor olabilir. Daha yolu yarılamadık bile. Aslında daha doğru bir deyişle, projenin tanımlanması aşamasındayız. Tanımlamadan kastımız, stratejinin tanımlanması, bunun yanında yapının ve yapıyla bağlantılı işlerin tanımlanması, insangücünün gerekli nitelik ve becerilerinin tanımlanması. Bir sonraki aşama ise değerlendirme, bu doğrultuda İK sistemlerinin tasarımının gerçekleştirilip uygulamaya geçilmesi.

'Başarı bir Işıktır' projesinin taahhüdü nedir sizce?

- Sonuçta insanların kazanmadığı bir ortamda şirket kazanamaz. O noktada kazanmayı haklı çıkaracak ihtiyaçlar neler? Bu tanım çok önemliydi ve yapılan çalışmayla, anketle ortaya çıktı. Tabii ki şirketin de gitmek istediği yolla örtüşen bir yerdeyse o zaman bunun adını koymak gerekli. Bu adını konulan şeylere de uymak gerekli. Taahhütü bu şekilde tanımlarsak doğru. Ama şirketin kalıcılığı için her şeyden önemlisi bizler çalışanlar olarak gelip geçsek bile satış danışmanları hepimizden daha fazla kalacak olan grup. Şirketin bir tutarlılığının, kararlılığının, sürekliliğinin olması gerekir ve bu da ilk olarak insan kaynakları politikalarında ve de uygulamalarında hissedilmelidir. 'Başarı bir Işıktır' ile insanlarımıza verebileceğimiz taahhüt de bu zaten.

Bu içten ve keyifli sohbet için teşekkürler....

Konuyla ilgili iletişim kurmak için: hrs@tr.pwc.com

Kaynak: İnsan Kaynakları Yönetimi Dergisi, sayı 8, Kasım 2002


 Müşterilerimizden Sayfasına Dönüş

     
PricewaterhouseCoopers, Türkiye İş Kurumu'ndan Özel İstihdam Bürosu İzin Belgesi sahibidir.
Belge No:188 Belge Tarihi:10.10.2006
 
© 2008 PricewaterhouseCoopers. Tüm hakları saklıdır. PricewaterhouseCoopers, PricewaterhouseCoopers International Limited'in üye kuruluşlarını temsil eder. Üye kuruluşların her biri ayrı ve bağımsız şirketlerdir.
PwC Türkiye    Vergi Portalı    Gümrük Portalı    Yasal Uyarı    Gizlilik Şartları     Site Sahibi